20 Aralık 2012 Perşembe

Ben Sana Tutsak Sen Bana Yasak...

"Tabii ki Galatasaray, çünkü o daha vefalı" diyerek başlamıştı Galatasaray macerası ve "En güzel maçlarımı, en anlamlı gollerimi attığım" dediği Fenerbahçe ile jübile maçı yaparak sonlandırmıştı futbol hayatını Metin Oktay. Hem de ilk 10 Dakika'dan sonra sarı-kırmızı parçalı formasını çıkartıp çubuklu sarı-lacivert formayı geçirmişti sırtına jübilesinde. O'nun boşta kalan formasını da Sinyor Can Bartu giymişti gururla ve omuzlar üzerinde alkışlarla terk etmişti sahayı Taçsız Kral.

Yıllar sonra bugün bırakın o forma değiştirmeyi, sarının yanında kırmızıyı görmeye yada laciverti yakıştırmayan, yan yana gelmesine bile tahammül edemeyenler var. Derbilerin tribünlerde yarı yarıya seyirciyle izlendiği senelerden, deplasmana gidip koltuk parçalayıp, tuvaletlerdeki aynaları, klozetleri kırılan senelere geldik ve "Deplasmanıma Dokunma" diye bağırmaya başladık.

Halbuki ne güzeldi feneri yenince saatlerce hatta stat ışıkları kapatılsa bile tribünden ayrılmamak. Hele bir de kupadan elediysek coşku daha bir artardı. Biz çıkmadan Fenerli taraftarları da çıkartmazlardı aman sabahlar olmasın. Şimdi yenince 15-20 dakika kendi kendine eğlen, çık stattan git evine.

Bir de tam tersi var. Deplasmana gidemiyorsun. Saracoğlu'na, İnönü'ye. En çok olman gereken yerde hiç yoksun. "Elinizi kalbinize koyun, oradayız" diyoruz ama tribünden "Cimbombom" demek kadar etkili olmaz eminim. Olmuyordur da.

Her şey bir yana eğri oturup doğru konuşmak lazım gelirse, bu millete müstahak. Ne zaman cezalar ağırlaşır, taraftar biraz kendine çekidüzen verir o zaman yasağın kalktığı ilk maç güzel geçer. Kulağa pek inandırıcı gelmiyor ama belki bir ihtimal. "Deplasmanıma dokunma" demek kolay, zor olan dokundurtmamak.

Kısacası "Ben Sana Tutsak, Sen Bana Yasak".

5 Ekim 2012 Cuma

Cim Bom Başı Dik Yürür...


CİM BOM BAŞI DİK YÜRÜR!

Koreografilerdeki mesajlar önemlidir.
İncedir.
Kimi zaman anlaşılması zordur.
Kimi zaman da çok net.

Koreografiler basit tabirle kartonların açılmasıyla yapılan aslında koca bir yap-bozdur.
Her koltuğa konulan renkli kartonlar aynı anda açıldığında gereken mesajlar ilgili yerlere ulaştırılır.
Ama ultrAslan bunu Beşiktaş maçında bambaşka bir boyuta taşıdı.
3 boyutlu koreografi.
Bizler maça giderken nasıl bir şey olacağının farkında bile değildik.
Tribüne geldiğimizde gördüğümüz şeyler olağandı aslında.
Yani herkesin koltuğunda kartonlar hazırdı.
Ama olağan dışı olan şey çatıdan aşağıya doğru sarkan ipler vardı.
Bu ipler aslında her şeyi ortaya koyuyordu.
Yapılacak koreografi de sır gibi saklanmıştı.
Ta ki maç saatine kadar.
Müzikle beraber herkes koltuğundaki kartonları açtı.
Ardından yukarıya doğru posterler çıkmaya başladı.
Fatih Terim bir yanda, futbolcular diğer yanda.
Tribünde işin içinde olunca pek anlayamıyorsunuz ne olduğunu.
Ne zaman ki skorborda görüntü verildi o zaman anladık ne yaptığımızı.
İşte yine bir ilki yapmıştık Galatasaray olarak.
ultrAslan'ın geceli gündüzlü çalışmaları bu ilkin gerçekleşmesine sebep olmuştu.

Maçı da son saniyede atılan golle 3-2 kazanmak daha da güzelleştirmişti o geceyi.


25 Eylül 2012 Salı

Fanatiklik Nedir? Ne Değildir?

Fanatik taraftar, tuttuğu takıma normalin üstünde sevgi, ilgi, alaka duyan kişiye denir.
Kaba tabirle tabi.
Yani sahaya rakı şişesini atan değildir fanatik.
Bıçakla maça giden, adam yaralayan değildir.
Bozuk para atıp rakip oyuncuya zarar vermek olmamalıdır amacı.

19 Eylül 2012 Çarşamba

Yeniden Şampiyonlar Ligi


Uzun bir iş yoğunluğu,
Arkasına yine uzun ve güzel bir tatil.
Blog'u boşladık.
Konular toplandı.
Manchester maçı geldi çattı.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Alışmak Lazım Yeni Kupalara...

Klasik sözle başlıyorum.
Kupaya bitirdik, kupayla başladık. 
Kupa(lar) kazanmanın tadı bir başkadır. 
Keyfi bir başkadır. 
Sevinmesi, gece uykuya yatması, sabah uyanması bir başkadır. 
Hele bir de Fenerebahçe'yi yenip alıyorsanız bu kupaları alın size çilek. 

10 Ağustos 2012 Cuma

Kombine Sistemi

90'ların başına kadar yurdum statlarında koltuk yoktu.
Koltuk olmayınca da heryer herkesindi.
Ta ki statlara koltuklar konulana kadar.
Tabii ki bu koltuklar hem çağdaş futbolun gereği
Hem de güvenlik açısından çok önemliydi.
Koltuklar statlara yerleştirilince kombineler de futbolseverlerin hayatına yerleşiverdi.
Kulüpler kombine sattıkça hem sıcak para girişi hem de tribünlere bir düzen geldi.
Beri yandan da "biz maçları yan yana izledik" sözü tarih olmaya başladı.
Deplasman takım seyircilerine yüzdeli miktarlarda yer verilmeye başlandı.
Kısacası profesyonelleşmeye, kurumsallaşmaya başladı kulüpler.

9 Ağustos 2012 Perşembe

Oynatmaya Az Kaldı...

Şikeydi, karardı, transferdi, stat bilmecesiydi, forma lansmanıydı derken geldik sezon başına.
Şikeyi mahkeme onayladı, yargıtaya postaladı
Gözler yargıtayda, he bir de UEFA'da.
Geçen seneki gibi bir son dakika golü yenir mi?
Bilinmez.

10 Temmuz 2012 Salı

Eski Açık Sarı Desene...


Hiç bir başlangıcı yakıştıramıyorum
ve başlayamıyorum bir türlü anlatmaya.
Her şey dün gibi taptaze
Yeni Açık'ın merdivenlerinden ilk defa çıktığımda 5 yaşındaydım.
Babamın omuzlarındaydım.
O günün maskotu bendim.
Her skor sorana 5 işareti yapıyordum istisnasız.
İlk golde tribünlerin gooool sesinden korkup ağladığımı hatırlıyorum
İyi ki 5 tane atmamışız o akşam.
Bütün gecem rezil olurdu.!

30 Haziran 2012 Cumartesi

Bir Sezon Finali Daha...

Hazır Feriha, Suskunlar, Fatmagül, Muhteşem Yüzyıl vs. sezon finali yapmışken,
Bir finalde "Şike Davası"ndan geldi.
Hem de ne final.
Hem hüzün hem de sevinç.
Yeni sezonda olacaklara dair soru işaretleri.
Akıl yürütme fırsatları.
Önüne tül perde çekme.
Arkasını merak ettirme.

28 Haziran 2012 Perşembe

Bernabeu'da Raketler Konuşacak...

2 Hafta önce Fransa.
Bir Grand Slam Turnuvası.
Roland Garros.
Finalde 2 dev isim.
İspanyol Nadal & Sırp Djokovic.
Kazanan Nadal.
Hem de Fransa Açık'ta en çok şampiyon olma ünvanıyla.
2 Hafta sonra.
Yani 14 Temmuz'da.
İsimler aynı.

Fakat mekan farklı.
Hem de çok farklı.
Santiago Bernabeu tüm ihtişamıyla korta dönüştürülecek.
2 finalist bu sefer hem rekor hem de hayır için raket sallayacak.
Real Madrid Kulübü 80.000'in üzerinde seyirci bekliyor.
Yani rekor kırmayı.
Lig TV yayınlıyor. Hem de HD



Bizde de bir benzeri Ekim ayında.
Ama gösteri değil.
Mekan stadyum da değil.
Ama bir gömlek küçüğü.
Yani Basketbol Salonu.
Yani Sinan Erdem.
TEB WTA Tenis Turnuvası.
Teklerde en iyi 8 bayan
Çiftlerde en iyi 4 takım
3 sene İstanbul'da.
Geçen sene ilkti.
Bu sene 2'ncisi.
Seneye son.
23-28 Ekim tarihlerinde.
Mekanı güzel, seyircisi şahane.
Maçları harikulade.
Biletler Biletix'te.


Bu arada;

Wimbledon da devam ediyor.
Andy Roddick ve Murray,
Federer, Djokovic 3.Turda.
Nadal şu anda kortta.
Çıkarsa tablo harika.
Bayanlarda da sürpriz yok şimdilik.
Radwanska, Sharapova, Azarenka,S.Williams 3.Turda.
Kvitova henüz oynamadı.
O'nu da sayarsak.
Her şey yolunda.
Euro 2012'nin yanında güzel bir kaymak budur aslında.

26 Haziran 2012 Salı

Her Şeyden Önce Umut...

Dany'den sonra Umut Bulut imzaladı.
Elde var 2.
Ama Umut kiralık.
Satın alma opsiyonlu.
Melo gibi doku tutarsa dertsiz başa dert.
Sezon sonu bir Melo kriziyle daha karşılaşabiliriz.
Buna dikkat.
Satın almak en doğru karar.
Toulouse jenerasyonundan takıma katılan 4'üncü ismmiş Umut.
Öncekiler; Elmander, Dany ve Kazım.
Toulouse'dan önce Trabzonspor var yahu.
Selçuk, Engin, Ceyhun.
Umut yine 4'üncü isim.
Ortak eleman Umut ya da ortak payda.
Diğer iki küme Trabzospor ve Toulouse.
Her yol Umut'a çıkıyor.


25 Haziran 2012 Pazartesi

Yeni Sezon, Transfer ve Stat Bilmecesi...

Galatasaray'ın gündemi bu aralar pek bir yoğunlaştı.
Ee normal.
Kampa son 2 hafta. 
Netleşen bir şeyler yok ortada.
25 Haziranda toplu imza törenine bekliyorum dedi Başkan.
Gün bitti ne ses var ne seda.
30'una kadar bitecek dendi.
Taraftar beklemede.