"Tabii ki Galatasaray, çünkü o daha vefalı" diyerek başlamıştı Galatasaray macerası ve "En güzel maçlarımı, en anlamlı gollerimi attığım" dediği Fenerbahçe ile jübile maçı yaparak sonlandırmıştı futbol hayatını Metin Oktay. Hem de ilk 10 Dakika'dan sonra sarı-kırmızı parçalı formasını çıkartıp çubuklu sarı-lacivert formayı geçirmişti sırtına jübilesinde. O'nun boşta kalan formasını da Sinyor Can Bartu giymişti gururla ve omuzlar üzerinde alkışlarla terk etmişti sahayı Taçsız Kral.
Yıllar sonra bugün bırakın o forma değiştirmeyi, sarının yanında kırmızıyı görmeye yada laciverti yakıştırmayan, yan yana gelmesine bile tahammül edemeyenler var. Derbilerin tribünlerde yarı yarıya seyirciyle izlendiği senelerden, deplasmana gidip koltuk parçalayıp, tuvaletlerdeki aynaları, klozetleri kırılan senelere geldik ve "Deplasmanıma Dokunma" diye bağırmaya başladık.
Halbuki ne güzeldi feneri yenince saatlerce hatta stat ışıkları kapatılsa bile tribünden ayrılmamak. Hele bir de kupadan elediysek coşku daha bir artardı. Biz çıkmadan Fenerli taraftarları da çıkartmazlardı aman sabahlar olmasın. Şimdi yenince 15-20 dakika kendi kendine eğlen, çık stattan git evine.
Bir de tam tersi var. Deplasmana gidemiyorsun. Saracoğlu'na, İnönü'ye. En çok olman gereken yerde hiç yoksun. "Elinizi kalbinize koyun, oradayız" diyoruz ama tribünden "Cimbombom" demek kadar etkili olmaz eminim. Olmuyordur da.
Her şey bir yana eğri oturup doğru konuşmak lazım gelirse, bu millete müstahak. Ne zaman cezalar ağırlaşır, taraftar biraz kendine çekidüzen verir o zaman yasağın kalktığı ilk maç güzel geçer. Kulağa pek inandırıcı gelmiyor ama belki bir ihtimal. "Deplasmanıma dokunma" demek kolay, zor olan dokundurtmamak.
Kısacası "Ben Sana Tutsak, Sen Bana Yasak".
Holiganizm'in tavan yaptığı yıllardayız maalesef. Harika bir yazı olmuş. Tebrikler.
YanıtlaSil