19 Şubat 2014 Çarşamba

Aynı Terane...


Golden sonra bu pozu vermek adet haline geldi. Bu fotoyu koydum çünkü maç sonunda bizler de takıma bu şekilde şaşkınlıkla bakakaldık. Yani yine bir deplasman, yine puan kaybı ve yine anlam veremediğim bir futbol. Arena'da futbolunu izlemeye doyamadığım takımı deplasman maçlarında tanımakta zorlanıyorum açıkçası. Şampiyon olmak için tek bir puanın bile altın değerinde olduğu bir sezonda deplasmanda kazanamama alışkanlığı rakip takımların da iştahını kabartıyor ve takımımıza olumsuz yansıyor.

Nereden tutarsanız tutun elinizde kalan ve maalesef yine skoru ve oyunu kabullenen bir takım izledik pazartesi akşamı. 

6 maçtır gol yememek, Bursa ve Eskişehir maçlarındaki güzel futbol ve aldığımız net galibiyetlere bir de liderin puan kayıpları eklenince moralimiz tavan yapmıştı. Açıkçası bu havayla Antalya deplasmanından rahat bir galibiyet çıkaracağımızı düşünsem de içten içe bu sezon ki deplasman fobimiz adeta benim de fobim oldu. Sırf bu sebepten çekincelerim de vardı. 

Son maçlara bakıldığında, Antalya'da sahaya çıkan kadro maç öncesinde tartışmasız isabetli seçimlerden oluşan bir kadro. Zaten orta alan ve ileri uçta çok fazla değişiklik yaşamıyoruz. Sıkıntı defans tercihlerinde olunca sürekli bir rotasyon içerisindeyiz. Bunda tabii ki oyuncuların performansları ve sakatlık - kart cezalarının da etkisi oldukça büyük. 

Maça oldukça iyi başlayan ve hakimiyeti ele alan taraf olarak son maçlarda erken bulduğumuz gollerle öne geçme artık adet haline geldi. Son 2 sezondur maçlara saldırgan başlayıp, pozisyonlara girip bir türlü golü bulamama takımı strese soksa da bu sezon özellikle Mancini ile birlikte bu sorun çözülmüşe ve avantaja çevrilmişe benziyor.

Ha keza yine Antalyaspor maçında 6.dakika gerçekten takdire şayan bir organizasyonla attığımız golle maçı erken kopartacağımızı ve rahat bir galibiyet alacağımızı düşünmüştüm. Fakat ilk 20 dakikalık oyundan sonra sanki sahadaki oyuncular gitti yerlerine bambaşka ve birbirini tanımayan oyuncular geldi. 

Semih-Burdisso ikilisine Sabri'yi de eklersek, sürekli araya topları kaçıran ve rakibe pozisyon veren bir defans haline dönüştüler. Nitekim rakip 2 denemeden sonra 3.denemesinde golü buldu. Sonrasında ise takım tamamen dağıldı. Sanki yedikleri golle her şey sona ermiş gibi davranmaya başladılar. Yediğimiz 2.gole ise söylenecek hiçbir söz yok. O golün hakkını vermek için alıp futbol komedi programlarına koymak lazım. Evet ofsayt var pozisyonda ama sen büyük uğraşla(!) topu kendi kalene atıyorsan geçmiş olsun.

Takımın geneline baktığımızda elle tutulur bir oyun oynayan isme rastlamak bir hayli zor. Selçuk ve Melo kart sınırında olduklarından dolayı kendilerini sakınarak oynadılar. Drogba'yı gören parmak kaldırsın. Sabri'nin saman alevi sönmüş. Burdisso, adeta Dany'nin Güney Amerika şubesi gibiydi. Ceyhun'a özellikle 2.golden sonra ulaşamadık. Sneijder ve Telles bir hareketliydi. Ama yetmedi.

Burak ise atmaya devam ediyor. Hatta atıklarını çeşitlendirmeye başladı. Gol atıyor, dirsek atıyor, kendini yere atıyor. Bir de kendini oyundan atarsa tam olacak. Eksik tamamlanmış olur. Galatasaray'ın gol kralına yakışmayan hareketler bunlar. Bizler başkalarını eleştirirken içimizden birinin bunu yapması yakışık almıyor. Umarım birileri çok geçmeden Burak'ın kulağını ciddi bir biçimde çeker.

Umut Bulut gitgide Arif Erdem rolüne soyunmaya başladı. Sonradan girip gol atmalarıyla, maçı çevirmeleriyle ve takıma dinamizm katmasıyla kenarda hep "Umut" veriyor bize. 

Netice itibariyle bu beraberlikle hem 2 puan hem de 2.sırayı kaybettik. Liderle fark yine açıldı. Her şey henüz bitmedi ve tahminim o ki bu sezon ki şampiyon olacak takımı deplasman performansları belirleyecek. 

Şimdi her şeyi bir tarafa bırakıp önce derbiye sonra da Chelsea'ye hazırlanma zamanı. Sadece takım olarak değil, taraftar olarak, camia olarak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder