Eskişehirspor maçından sonra Anderlecht karşısında da beraberliğin bozulmaması, taraftarlarla futbolcular arasındaki beraberliği bozdu desek yanılmayız. Nitekim Şampiyonlar Ligi'ne Anderlecht gibi genç oyunculardan kurulu bir takım karşısında ev sahibi olarak 3 puanla başlamak oldukça önemliydi. Fakat bunu beceremedik. Şimdi gelin neden beceremedik bir göz atalım.
Öncelikle Prandelli'nin kadro seçiminde Tarık'a yer vermemesi bence hataydı. Sanırım hoca Tarık'ı sadece sol bek oynayan bir oyuncu olarak biliyor. Oysa ki bir önceki yazımda da belirtmiştim. Kanatlarda Telles-Tarık ikilisi ile başlamak çok daha doğru olurdu. Gerçi Telles de tel tel dökülenler arasındaydı fakat Tarık'ın Veysel'den çok daha yararlı olabileceğini oyuna dahil olduktan sonraki etkinliğinde görmüş olduk. Veysel'in de performansı herkes gibi beni de çok şaşırttı. Veysel'in yaptığı en büyük hata ise hücum bindirmelerinde topu hep marke durumundayken alması. Bunun yerine takım rakip yarı sahaya yerleştiğinde geriden gelerek demarke durumundayken topu alıp çok da fazla içeri kat etmeden yapacağı ortalar çok daha tehlikeli olacaktır. Bu söylediğim tam ters kanat içinde geçerli elbette.
Semih-Chedjou ikilisi birlikte oynadıkça birbirlerine daha çok alışıyorlar ve tam bir uyum içerisindeler. Chedjou geçen sezon bulamadığı şansı bu sezon bulduğu zamanlarda iyi değerlendirerek adeta formayı söktü aldı. Tıpkı 1 puanı söküp aldığı gibi.
İtalyan teknik adam orta alanda Melo-Dzemaili-Selçuk üçlüsüyle top yapıp üçüncü bölgede Sneijder-Pandev-Burak ile etkili olmaya çalıştı. Özellikle de rakibi ortadan delme üzerine kurulu bir taktiksel yapıyla oynamak adeta duvara çarpıp geri dönmenin ötesine geçemedi. Kanat beklerin hücumlara katkıları düşük olunca da ve orta alan ile forvet oyuncuların topla dripling yapıp içeri kat edebilecek özellikte oyuncular olmayışı takımı adeta kilitledi. Bu da Bruma ve Olcan tipi oyunculara olan mecburiyetimizi bir kez daha gözler önüne serdi.
Fakat Prandelli kilitlenmiş oyunu açmak için yapılacak oyuncu değişikliklerini ikinci yarının başında değilde son yarım saate bırakınca bence ikinci hatasını da yapmış oldu. Oyuncu değişikliklerinde de bence isabetli kararlar vermedi. Bir kere Olcan kesinlikle oyuna alınmalıydı. Bruma ile birlikte ileri hızlıca top taşıyabilecek oyuncuların başında gelen Olcan'a forma göstermemesi de hatalar zincirinin bir diğer halkasıydı bana göre.
Genel itibariyle ikinci yarının başında değişiklikler yapılsa ve topu kanatlara yayabilsek çok daha farklı bir maç izleyebilirdik. Fakat topu kanatlara yaymak yerine inadına ortadan gitmeyi denemek havanda su dövmeye benzedi.
Gelelim seyirciyle futbolcuların arasındaki gerilime.
Bu maç devam ederken futbolcu protesto etmek, Ali Sami Yen'e veda ettiğimiz ve ligi 8.bitirdiğimiz sezondan yadigar kalan bir illet. İşler iyi giderken her şey çok adil ve avrupai sürerken, işler kötü gitmeye başlayınca çatlak sesler çıkmaya başlıyor.
Tıpkı Selçuk'a yapılan gibi.
Selçuk'u ıslıklamayı kendime yediremiyorum açıkçası. Hee tribünler maç boyunca ne yaptığını anlayan varsa bir zahmet bana da anlatsın Dzemaili'yi ıslıklar, Telles'i ıslıklar, Veysel'e tepki gösterir sonrasında da Selçuk oyundan çıkarken ıslıklar bir derece anlarım. Ama bunların hiçbiri yokken Selçuk'a protesto haksızlık. Adaletsizlik. Böyle yazıyor olmama elbette Selçuk'un 1,5 senedir kötü performans sergilediğini örtbas etmez. Böyle bir çaba içerisinde de değilim. Ama bu adamın nasıl oynadığını ve nelere yapabileceğini en iyi bizler bilmiyor muyuz?
... ve bu adam 3 senede 131 maça çıkmış. Sadece 16 maç kaçırmış ki bunların 9'u Türkiye Kupası.
Hem sahada herkes iyiydi de bir tek Selçuk mu kötüydü?
Muslera bile çileden çıkıyorsa şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz gerek. Son düdüğe kadar destek verip maç bitimi protestodur doğru olan. Bunu yapabilen bir taraftar grubuyduk biz ama akşamki sinir harbi gerçekten olayları buralara getirdi. 4-5 atmamız gereken maçı stoper Chedjou'nun içeri dalmasıyla ve çıkardığı "Al da at" dediği pasla berabere bitiriyoruz.
Ayıp.
Yazık.
Peki ya Passolig mevzusuna ne demeli?
Stada 20:30'da gittik, bilet gişesi önünde binlerce kişi tek geçişlik bilet almak için sıradaydı. Şampiyonlar Ligi maçında hemde 4 aydır takımına hasret kalmış taraftar stadı dolduramamıştı bile. Bunun adı rezaletten başka bir şey değildir. Stadda Şampiyonlar Ligi coşkusunu maalesef hissedemedim. Çünkü tribünlerin belkide %25'i boştu.
Bu sistemi başımıza getirenlere en içten sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
İlk kelimeden son noktaya kadar neresinden tutmaya çalışırsam çalışayım hep elimde kalıyor görüyorsunuz.
Netice itibariyle takım elbette yenidir. Hoca yenidir. Sistem yenidir. Hepsine varım ve ama...
Amasını yazmak istemiyorum.
En azından şu anda.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder