Başakşehir'e karşı deplasmanda alınan 2-0'lık galibiyet kimseyi yanıltmasın. Çünkü ortada öyle aman aman bir oyun yoktu. Maç sonunda uyanık kalmak gerçekten büyük beceri. Hatta ilk yarıda uyuyakalan birini maç sonu uyandırıp "Galatasaray 2-0 kazandı" deseniz inanmayıp doğrulamak için spor kanallarına bakardı.
Hal böyleyken hele ki Başakşehir deplasmanında alınmış 3 puan, son günlerde çalkalanan denize dalgakıran olmuştur.
Bu dalgakıranı biraz da Hamza Hoca inşa etti diyebilirim. İlk 11'deki oyuncu tercihleri, oyuncu değişiklikleri ve maçın galibiyetle sonlanması her şeyin süt liman olmasını sağladı.
Öncelikle Hamza Hoca'nın Astana maçında tepkileri üzerine çeken Semih yerine Chedjou'yu ve yine uzun zamandır "golcü" kimliğiyle örtüşmediğini savunduğumuz Umut yerine beklentilerin had safhada olduğu Sinan Gümüş'ü tercih etmesi taraftara maç öncesinde derin bir nefes aldırdı. En azından oyuncu değişiklikleri adına elini güçlendirmiş oldu. Tepkileri de asgariye indirgedi.
Tek soru işareti Selçuk-Bilal ikilisi üzerinde yoğunlaştı. Jose'nin mutlak oynaması gerektiğinin yanı sıra kimin yerine oynaması gerektiği kafaları biraz meşgul etti. Kimileri Selçuk'u keserken kimileri de Bilal'i kenara çekti. Ben Selçuk'u kesmeyenlerdenim. Ama Bilal ile birlikte de savunma olarak yumuşak karnımız ortaya çıkıyor. Ama hücum anlamında Bilal'in atak yönlendirmeleri formayı kapmasını sağlıyor. Tabi bir de şut ekstrası cezbediyor insanı. O sebepten bu tercihi de doğru buldum diyebilirim.
Maçın ilk yarısında yaptığımız pas hataları en dikkat çeken kısım. Öte yandan Sneijder'in 2 pozisyonu harcamasını da buna ekleyebiliriz. Hele bir tanesini taca vurması akıllara zarar. Bir de takım olarak sıklıkla ofsayta düşünce Burak'ın kullaklarını çınlattık.
Maçın kırılma anı ise ilk yarının sonunda Mehmet Batdal'ın altı pas içinden yaptığı vuruşu Muslera'nın şanına yakışır bir şekilde kurtarması. Sezon başından beri yediği talihsiz gollerin kazasını yaptı diyebiliriz. O şut gol olsa maçın gidişatı belirgin bir şekilde değişirdi.
İkinci yarıya zorunlu Denayer-Sabri değişikliğiyle başladık. Sağ dizinde ağrı olduğundan dolayı Denayer tedbir amaçlı kenara alınmış. Gerçi çok da iyi bir ilk yarı çıkardığını söyleyemeyiz ama değişiklik nedeni ortada. Diğer kanattaki Carole de maç boyu inişli çıkışlı bir grafik sergiledi. Atakları genelde sol kanattan yaptığımız için çok fazla pas hatası yaparak sivrildiğini söyleyebilirim.
Hamza Hoca oyunda kaldığı sürece Sinan'ı, önce sağda, sonra ilk yarının sonlarına doğru Yasin ile yer değiştirip solda denedi ama nedendir ki ileri uçta denemedi. Genelde 75.dakikaları bekleyen Hamzaoğlu elinin de güçlü olması hasebiyle Sinan Gümüş'ü oyundan alıp Drogba'nın hırçınlığını kendisine benzeten Umut'u sahaya sürdü. Dakikalar 63'ü gösteriyordu ve tam da maç atan galip yiyen mağluba bağlanıyordu.
Podolski'nin golüne kadar karşılıklı cılız ataklarla maç devam etti. Podolski'nin golünde ise elle oynama tartışmaları ortaya çıktı. Hakem bu golü elle oynama var diye iptal etse itirazım olmazdı. Çünkü top ele çarptıktan sonra ( kesinlikle kasıtlı bir elle oynama yok ) Podolski'nin önüne doğru düşüyor ve oyuncu golü yapıyor. Ama bunu orta hakemin bulunduğu mesafeden süzmesi sanki biraz zor gibi geldi bana. Çünkü olay çok hızlı olup bitiyor ve top ele geldikten sonra net bir şekilde yön değiştirme olmuyor. Yan hakem veya çizgi hakemin yardımıyla ancak bu kararı verebilirdi. Onlar da taşın altına ellerini koymayınca tabela değişti. Aynı golü biz yesek yada başka maçta olsa yine aynı duyarlılığı gösterirdim. Buna gelinceye kadar ne maçlarda elle ne bariz goller atıldı. Bu biraz devede kulak kalıyor müsadenizle.
Öne geçtikten 5-6 dakika içerisinde Podolski-Sneijder ortak yapımı ve Umut'un sonlandırdığı 2.golü bulmak hemen her maç yaşadığımız son dakika gerilimlerini yaşamadan maçı tamamlamamızı sağladı. Gerçi Umut'un attığı golde bana göre Sneijder kaleye vurdu ama tıpkı ilk yarıda taca vurduğu gibi kötü bir vuruş yapınca Umut'a pas oldu. Umut da neredeyse atamıyordu. Buna rağmen gol oldu ya ben en çok ona şaşırıyorum. :)
Her maç yaptığımız geriye yaslanma durumu bu maçta olmadı. Çünkü fırsat olmadı. Golü 77'de bulunca ve hemen ardından 2'yi atınca zaten maçın bitimine uzatmalar dahil 10 dakika gibi bir süre kalmıştı. Zaten maça da tempolu değil daha kontrollü başladık. O alıştığımız ilk 15 dakika gümbür gümbür saldırıp golü bulup geri yaslanmalar bu maçta olmadı.
Kısaca bu maç top bizi sevdi mi diyelim, şans faktörü yanımızdaydı mı diyelim tam karşılığını bulamadım ama neticeye bakıldığında kayıpsız geçirdiğimiz bir hafta oldu. Kötü futbolumuz devam ediyor maalesef. Başta da dediğim gibi bu galibiyetle sular biraz durulur. Milli maç arası da belki merhem olur ve umarım oyuncularımız sakatlık yaşamadan geri dönerler. Çünkü sonrasında zorlu bir seri bizi bekliyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder