Takımın başına geçtiği ilk günden beri sürekli suretle eleştirdiğimiz, oyuncu tercihleri, oyun yapısı, taktiği ve aldığı sonuçlarla gönüllerde bir türlü taht kuramayan Sinyor Mancini ile yollar dün itibariyle ayrılmış durumda. Bana sorarsanız ilerisi için olumlu bir adım oldu. Peki neden? Gelin detaylarına hep birlikte bakalım...
Şu bir gerçek ki Mancini sezon sonu en az mağlup olan ve en az gol yiyen bir takım oluşturmayı başardı. Buna rağmen şampiyon olamadık o apayrı bir mevzu. Çünkü beraberliklerimiz aldı başını gitti bu sene.
Neyse.
İtalyan Teknik Direktörün netice odaklı bir yapısı vardı. Maç bittiğinde skor tabelasında yediğinden fazla attıysan başarılısındır diye düşünenlerden. Bu bizim dilimize atalarımız tarafından haticeye değil neticeye bak olarak çevrilmiştir.
Hadi buyurun önce neticeye bakıverelim. Sinyor Mancini görevden ayrılana kadar neler yapmış?
- Şampiyonlar Ligi'nde gruplardan çıkmayı başardı.
- 9 sene aradan sonra Türkiye Kupası'nı kazandı.
- Süper Lig'de 2.olarak Şampiyonlar Ligi'ne direkt katılım hakkını elde etti.
- Lig'de en az gol yiyen ve en az mağlup olan bir takım yarattı. ( 32 gol - 5 mağlubiyet )
Bir önceki sezon ile bu maddeleri kıyaslarsak;
- Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynamıştık
- Türkiye Kupası'nda 2.maçta 1461 Trabzon'a yenilip elenmiştik.
- Süper Lig'de şampiyon olmuştuk.
- Lig'de en az gol yiyen ve mağlup olan, en fazla gol atan takım olmuştuk. (66 atıp - 35 yemiştik. 5 mağlubiyet almıştık.)
Netice itibariyle bir önceki sezona kıyasla fazladan kazanılan Türkiye Kupası başarısı var. Diğer maddelerde hep 1 adım geride kalmış Sinyor.
Türkiye Kupası'nı özellikle 9 sene sonra kazanmak ve Şampiyonlar Ligi'ne direkt katılmayı sağlamak gözümde başarıdır. Fakat şampiyonluğu kazanamamak hem de bir çok kez puan farkını kapatma fırsatı gelmişken kazanamamak başarısızlığın dik alasıdır.
Buraya kadar kağıt üzerinden konuştuk.
Dönelim saha içine...
Öncelikle şunu söyleyeyim Mancini 3-5-2'de ısrar etse ve takımı buna göre oynatmaya çalışsa saha içinde bence daha başarılı olabilirdi. Fakat O'nun mantığında rakibe göre oynamak olduğu için takımın hiçbir zaman belirli bir oyun karakteri olamadı. Deplasmanda kazanamama rutini, beraberlikler silsilesi üzerine bir de Ali Sami Yen'de kaybedilen maç bardağı taşıran son damla oldu benim gözümde.
Kalsaydı seneye başarılı olur muydu bilinmez ama benim tahminim bu seneden çok farklı bir sene geçirmezdik gibi geliyor. İşte tam da bu sebepten gönderilmesini doğru buluyorum. Gelen gideni aratacak mı bekleyip göreceğiz.
Gönderilme şeklinin karşılıklı konuşularak ve anlaşılarak olması çok şık oldu. Bir diğer şık hareket ise Mancini'nin bugüne kadar alması gereken ücretin dışında hiçbir ücret ve tazminat talep etmemesidir benim gözümde. Bu davranışı ile takdir kazandı gözümde. Bravo.
Takımın başına kim geliri konuşacak olursak açıkçası ben Lucescu'ya pek sıcak bakmayanlardanım. Başkan yabancı birini getireceğini söylemiş. Alman veya Hollanda ekolünden olacağını belirtmiş ve Simeone gibi başarıya aç birini istediğini dile getirmiş. Sürpriz bir isim çıkabilir.
Yine hareketli ve hararetli günler bizi bekliyor.
Hayırlısı olsun bakalım...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder