Dün güzel bir Galatasaray günü geçirdim. Önce Fenerbahçe ile olan Kadınlar Basketbol Ligi Playoff karşılaşmasına gittik. Sonrasında ise tabii ki Elazığspor maçını izledik. Her iki maçtan da galip ayrılmak sevindiriciydi fakat gece Bağdat Caddesi'ndeki GS Store'a yapılan saldırı tadımızı kaçırdı.
Hep söylediğimiz gibi ülkemizde futbol hep ön plandadır. Bende de bu böyle. Hep futbola kanalize oluyorum, oluyoruz. Senede 20'den fazla futbol maçına gittiyse basket maçına 1-2 kere ancak gidebiliyorum. Fakat dün akşam izlediğim maçtan sonra önümüzdeki sezon daha sık basket maçlarına gitmeye karar verdim. Belki de bu sezon futboldan alamadığımız keyfi basketbolda bulduğumdan dolayı olabilir.
Neyse.
Kadınlar final serisinin ikinci maçı yine klasik bir Galatasaray-Fenerbahçe maçına sahne oldu. İlk periyota hızlı başlayıp farkı çift hanelere taşıyıp, ilk yarının sonlarında farkın kapanmasına maalesef engel olamadık. 3.çeyrekte ise kafa kafaya oynayan iki takım son çeyreğe berabere girdi. Genelde son çeyrekleri iyi oynayan taraf Fenerbahçe olsa da bu kez seyirci desteğini de arkasına alan takımımız savunmada hata yapmayınca skoru lehimize çevirmeyi başardı.
Kritik anlarda Işıl'ın top çalması, Alba'nın üçlüğü ve hücum ribaundu çalıp sayı yapması maçı koparan hamleler oldu bence. Bir ara savunma ribaundlarını üst üste alamamış olmamız bizi sıkıntıya soksa da Sancho ve Zellous'un skor yükünü çektiği maçı kazanarak seriyi 2-0'a getirmek büyük avantaj. Sırada üst üste oynanacak 2 deplasman maçından birini kazanmak ve şampiyon olmak var. Kim bilir belki de futboldan sonra basketbolda da ezeli rakibimizin sahasında kupa kaldırmış oluruz.
Dönelim futbola.
Şampiyonlar Ligi'ne direkt katılma mücadelesi veren her iki takımın da deplasmanda oynaması yarışı biraz daha kızıştırsa da Elazığ'da beklenen olmadı fakat Sivas'ta beklentilerin çok üstünde bir skor vardı.
Alınacak her galibiyetin öneminin çok büyük olduğu son 3 haftaya girerken sanırım futbolcular da bu önemin farkında olacaklar ki işini çok daha ciddiyetle yapan bir takım vardı sahada. Fakat bu ciddiyetin, golü bulduktan sonra skoru korumak üzere savunmaya çekilmesine bir anlam veremedim doğrusu. Hele ki rakibin son 20 dakikayı 10 kişi oynamasına rağmen üstünlük kuramamış olmamız kabul edilemez.
Öte yandan Hajrovic'in bulduğu forma şanslarını iyi değerlendiremiyor olmasını da kabul edemiyorum. Maçın içerisinde adeta kaça dövüşen, mücadele dahi etme zahmetinde bulunmayan Hajrovic umarım önümüzdeki sezon kendisini toparlayabilir.
Sneijder'in kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonda golü yapamaması ve bir pozisyonda topu havaya dikmesi klasına hiç ama hiç yakışmadı. Bunların dışında attığımız goldeki takipçiliği ise takdire şayan. Maçın genelinde etkili bir oyun sergiledi ve Dünya Kupası'nda Milli Takım formasına göz kırpmaya devam ediyor.
Muslera'nın sakatlığına ise hepimiz çok üzüldük. Hele ki Dünya Kupası arefesindeki bu şanssızlık umarım ciddi değildir ve formasına yakın zamanda kavuşur. Kale Ufuk ve Eray'a emanet artık.
İlk dakikadaki Hajrovic'in pozisyonuna da diyecek söz bulamıyorum. Bu pozisyonun aynısı bize olsa acaba hakemin kararı ne olurdu. Kararı hepimiz tahmin edebiliyoruz elbette. Hakemler hakkında yazmak, çizmek istemesem de maalesef bize bu satırları zorla yazdırıyorlar.
Günü, çifte galibiyetle kapatmış olmanın huzuruyla bitirecekken, şampiyonluğunu resmileştiren Fenerbahçe'nin taraftarı Bağdat Caddesi'ndeki GS Store'a saldırarak tadımızı kaçırdı.
Taraftarlardaki bu zarar verme içgüdüsünü anlamış değilim. Özellikle Fenerbahçe taraftarı kendileri şampiyon olamayınca kendi statlarını yakıp yıkıyorlar, stat çevresindeki arabalara, benzin istasyonlarına saldırıyor ve zarar veriyorlar. Ama durum şampiyon olduklarında da değişmiyor. Bu kez de GS Store'a saldırıyorlar.
Ne geçiyor ellerine acaba?
"Adalete fener yak" kampanyası başlatanların adaleti buysa o fener tabii ki yanmaz. Sonra çıkıp deplasman yasağına isyan, passolig'e isyan, fişlenmeye isyan. Bu görüntüleri görünce kusura bakmayın ama bu yasaklar, kanunlar az bile kalıyor.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder