12 Ağustos 2013 Pazartesi

Şampiyonluk Yarınlara Kaldı! Yine...


Bu rakamların dili bizim takımla aynı lisanı konuşuyor sanırım. Hep bir "psikolojik üstünlük" sağlıyoruz nedense. 2012 Mayısının 12'sinde Kadıköy'de Şampiyon olup kupa kaldıran takımımız yine aynı yılın Ağustos ayında ve yine ayın 12'sinde bu sefer Erzurum'da karşılaştığı rakibi Fenerbahçe'yi mağlup ederek Süper Kupayı kazanıyordu. Geçmişe baktığımızda 20:45'i unutmak pek mümkün değil açıkçası. Hatta 20 Denizli ve 45 Manisa plaka kodu "tesadüf"ü de çıkarılmıştı içinden. İşte yine bir sayı kombinasyonu daha size. 11 Ağustos'ta oynanan Süper Kupa Finalini 11 Numaralı formasıyla Drogba'nın attığı golle kazanan takımımız, Süper Kupa'yı 2 sene üstüste kazanan ilk takım olarak tarihe geçti. 

Rakip takım taraftarları 2 sene önce "kümede kal Galatasaray" diye bağırdığından bu yana 2 Türkiye Ligi Şampiyonluğu, 2 Süper Kupa Şampiyonluğu ve Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Final oynayan bir takım ortaya çıktı.

Geçen sene bu zamanlar blog yazmaya başlamıştım ben de ve "Alışmak Lazım Yeni Kupalara" başlıklı bir yazı yazmıştım. Fatih Terim'in kupa kazanma alışkanlığını geri kazandırdığından bahsetmiştim hatta. Dönüp geriye bakıyorum da 2 sene önceki takımdan eser yok. Bambaşka bir Galatasaray var sahada. Finalleri iyi oynayan, kazanan bir takım var artık sahada. Hepsi bir yana son düdüğe kadar oyunu bırakmayan, savaşan bir takım ruhu yansıyor sahaya. 

Zapata'yla, Culio'yla, Stancu'yla sahaya çıkan yerine şimdi Muslera'lı, Eboue'li, Sneijder'li, Drogba'lı, Selçuk'lu, Burak'lı saldıran ve parçalayan bir takım çıkıyor sahaya. Hep diyoruz ya "Pençe atma aslanım, kükresen de olur" diye, yavaş yavaş o kıvama geliyor rakipler sanırım. 

İşin esprisi bir yana dün gece ki maça dönecek olursak beklediğimden çok daha farklı bir maç oldu açıkçası. Tempo olarak oyun olarak hiç bir futbolseverin tatmin olduğunu düşünmüyorum. 6+0+4 saçmalığı nedeniyle de takımlar sanki el freni çekmişcesine yavaş bir futbol sergilediler. 

Uzun uzun analiz yapmak istemiyorum. 

Ama hazırlık maçlarında da hep aynı sıkıntıdan bahsettim ve bahsettik maça iyi başlayamıyoruz. Özellikle ilk 15 dakika çok bocalıyor, pas hatası yapıyor ve oyun kuramıyoruz. He bir de rakip takımların yaptığı pres bizi oldukça etkiliyor ve bozuyor. Fatih Hoca bunlara mutlaka çözüm bulacaktır ama görünen köy kılavuz istemiyor.

Genel olarak maçı değerlendirdiğimizde maça iyi başlayan ve oyunu tutan taraf Fenerbahçe'ydi. Fakat ilk yarının son 15 dakikasında oyuna ortak olan, pozisyonlara giren ve kaçıran taraf olmak umutlandırıcıydı. Rakibin 10 kişi kalmasıyla maçı tam anlamıyla tek kaleye çevirdik fakat kaçan pozisyonlara, harcanan pozisyonlara inanmak mümkün değil. Gerçi bu filmleri sık sık izliyoruz. Çok kaçırıp son dakikada yediğimiz golle yenildiğimizde olmadı değil. 90 dakika bitmeden işi bitireceğimizi düşünürken maçın uzatmaya gitmesi benim açımdan sürpriz oldu. Ama her şerde bir hayır vardır derler ya. Drogba'nın attığı golle kupa kazanmak keyif üzerine keyif ekledi gecemize. Keyiften 4 köşe tam anlamıyla bu olsagerek.

Fenerbahçe kalecisi Mert'e değinmeden yazıyı noktalarsam haksızlık etmiş olurum. Gerçekten de harika bir maç çıkardı. Açıkçası Volkan'ın Salzburg maçlarındaki performansından ötürü cezalı olmasını avantaj olarak görüyordum fakat Mert yaptığı kurtarışlarla Volkan'ı aratmadı açıkçası. Tolga, Onur ve Cenk'ten sonra Milli Takım kalesine en büyük adaydır Mert bu formuyla.

Netice itibariyle müzeye bir kupa daha eklendi. Drogba'nın kupayı getiren golü atması şahane oldu. 

Kimileri "beraberliğe kupa verilmiyor" diyordu şampiyon olma umutlarıyla. Ama Cimbom yendi.

Şampiyonluk yarınlara kaldı.

Yine ve yeniden...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder