Takımımız son bir kaç haftadır gösterdiği performans, aldığı neticeler ve sahada oynadığı oyunla tam bir kimlik bunalımı yaşıyor. Elazığspor maçındaki mükemmel oyun, hemen arkasından Juventus'a karşı alınan takdire şaayan mücadele ve istekle kazanılan üst tur ve 2 gün önce oynana Gençlerbirliği maçındaki tanınmaz futbol. Son olarak ise Şampiyonlar Ligi kura çekiminde Chelsea ile eşleşmek. Sizce de garip değil mi?
Elazığspor ve Juventus maçında sahaya yansıtılan oyun, istek ve mücadele hepimizi epey umutlandırdı. Tünelin ucundaki ışık gözümüzü almaya başladı derken Gençlerbirliği maçındaki futbol yine moralleri bozdu.
Formasyon olarak 3-5-2'ye tam uyum sağlayan kadro yapımız bu kez istenileni sahaya maalesef yansıtamadı. Tabii bunda sahaya oynamak yerine oynatmamak için çıkan rakibin de etkisi çok büyük. Drogba ilk yarıda adeta dayak yedi. Her pozisyonda faule maruz kaldı. Diğer oyuncularımız da tıpkı Drogba gibi topu her ayaklarına aldıklarında daha 3-4 pas yapamadan faule maruz kaldılar. Bu da oyun kurmamızı engelledi. İstek ve mücadele arzusu da olmayan takımımız adeta teslim bayrağını çekmiş oldu.
Mancini'nin kötü gidişata daha 35.dakikada müdahale etmesi ve oyunu lehimize çevirme hamlesi gerçekten isabetliydi. Fakat Hakan Balta'yı alıp Burak'ı oyuna sokmak sanki yanlış bir tercihti. Çünkü o kanatta Semih'i izlemeye başladık. Oyun içerisinde çok fazla yer değişimi gördük. Sneijder sola geçti, Umut sağa geçti, Sabri girdi, 4-4-2'ye dönüldü vs. Yapılan bütün hamleler sonuçsuz kaldı.
Son 10 dakika kurduğumuz baskı rakibi iyice bunaltsa da golü yine de bulamadık. Ama bu baskıyı çok daha önce kurabilsek işler çok değişirdi. Zaten sorun da burada. Tam olarak kimliğimizi bulamadık daha.
Her şey bir yana hakeme de değinmeden geçmek istemiyorum. Hiç sevmediğim şeydir aslında hakemden dem vurmak. Hatta hep derim "hakem kötüyse hakemi de yeneceksin" diye. Tıpkı geçen sezon olduğu gibi. Maçın hakemi Yunus Yıldırım enteresan kararlara imza attı. Drogba'nın aşil tendonuna vuran ve sarı kartı olan rakibi ikinci sarıdan atmayı bırakın faul bile vermeyerek adeta ödüllendirdi. Diğer yandan Semih'e çift dalan Gosso'yu direkt kırmızdan atması gerekirken sarı ile geçiştirmesi inanılır gibi değil. Zaten sarı kartı gördükten sonra Gosso'nun hakeme teşekkür eder gibi elini uzatması da ne kadar şanslı olduğunu gösteriyor. Bunların dışında ise rakip oyuncular faule maruz kaldıklarında oyunu soğutmak için o kadar çok yerde yattılar ki takımlar ritmi bir türlü yakalayamadılar.
Netice itibariyle 2 puan kaybedip liderin 11 puan gerisine düştük. Her ne kadar devre arasına kadar puan kaybı yaşamamız lazım desek de netice ortada.
Rakip Chelsea
Tüm bunlara üzülürken bir yandan da bambaşka duygular içerisinde Şampiyonlar Ligi'nde rakibimiz kim olacak heyecanıyla kura çekimini izledik. Günlerdir şu gelsin bu gelsin diye akıl oyunları oynanırken ağırlığın İngiliz takımlarını ister olması da bana çok ilginç geldi. Önceden aman İngiliz takımları çıkmasın diye dua ederken şimdi ManU yada Chelsea dileklerini kimse gizlemiyordu. Nitekim Chelsea oldu rakibimiz.
Mourinho ile bir kez daha karşılaşacak olmak müthiş keyifli olacak ve bir kez daha dile getirmek istiyorum ileride bir gün Mourinho Galatasaray'ın başına geçecek.(Sadece bir his benimkisi) Bugünden analiz yapmak pek doğru olmaz. Neticede maç ilk maç şubatta. Arada transfer dönemi var. Bizde neler olacak onlar neler yapacak şubat başında değerlendirmek daha doğru olur.
Toparlayacak olursak Elazığ ve Juve maçlarındaki takım, Gençlerbirliği maçındaki takımı karma yaptığınızda net bir şeyler söylemek o kadar zor ki.
Sözün özü takımımız gerçek kimliğini henüz bulamamış durumda.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder