Dün gece Şampiyonlar Ligi Finalini 90 dakika izlemiş olan taraflı tarafsız herkes futbol adına her şeyin en iyisini izledikleri konusunda hemfikirdir. Gözünüzü bir an bile olsun ekrandan ayıramayacağınız, futbol adına olumsuz olan her şeyden uzak ve sadece kupayı kazanamaya odaklanmış muhteşem futbol oynayan 2 takımın harikulade mücadelesini izledik. Şampiyonlar Ligi'nin ve Final ismine yakışır bir maç ve son olduğu kanaatindeyim.
Maç öncesinde beklentiler aşağı yukarı bu yöndeydi zaten. "Kazanan kim olur?" diye nabız yokladığımızda özetle şu sonuç çıkıyordu karşımıza; "Mantık: B.Münih, Duygu: B.Dortmund".
Evet, mantıksal olarak bakıldığında, muhteşem bir sezon geçip, rekor üzerine rekor kırarak kazanılmış bir Bundesliga şampiyonluğu ve arkasından çıkılmış Şampiyonlar Ligi Final maçı. Attığı gollere ve yediği gollerin sayısına bakıldığında, oynanan oyuna bakıldığında, kadrodaki oyuncuların form durumuna bakıldığında ve bahis şirketlerinin dahi B.Münih'i açık ara favori göstermesini de işin içine katacak olursak, kazananın sürpriz olmadığı bir sonuçlar karşılaşıyoruz.
Diğer yandan, duygusal anlamda yaklaştığımızda ise hemen hepimiz B.Dortmund'un kazanmasından daha da mutluluk duyardık herhalde. Dortmund'un kadrosunda yakından tanıdığımız ve takip ettiğimiz 2 Türk oyuncunun olması buna en büyük etken. Maçı 1-1'e getiren penaltı golünü İlkay Gündoğan'ın atması da bizleri epey heyecanlandırmıştı. Favorinin Bayern olduğu bir finalde, Dortmund'un kazanması elbette sürpriz olarak değerlendirilebilir ama Dortmund'un oyun sistemine, yaptığı prese, atak varyasyonlarına ve oyun disiplinine hayran kalmamak elde değil. Tam anlamıyla takım oyununu sahaya yansıtıyorlar ve başarılı da oluyorlar.
Saha içine baktığımızda ise maçı geren hareketlerden uzak, artniyetsiz, hakemin kararlarına saygılı ve ne yaptığını çok iyi bilen iki takımın mücadelesine tanık oldu. Her iki takımda kendi oyunlarından taviz vermeden oynadı ve bu da oyuna olumlu yansıdı. Kalecilerin kurtarışları ise maçı bambaşka bir boyuta ve heyecana taşıdı. Tüm bu renk cümbüşüne hakemin gereksiz yere düdük çalmaması ve avantaj pozisyonlarını çok iyi devam ettirmesi de eklenince futbol maçından çok tabiri caizse tenis maçı izlermiş havasına girdik. 89 dakika boyunca her dakikası ayrı heyecanla geçen bu güzel Finale son noktayı Robben 89.dakika da attığı güzel golle son verdi ve skoru 2-1 olarak ilan edip perdeyi kapattı. Bizlere de ayakta alkışladık.
Özetle başta da dediğim gibi Şampiyonlar Ligi Finaline yakışan iki takımın harikulade maçını izledik. Bu maçın bandını alıp 7'den 77'ye her yerde ders olarak okutulması gerek. Çünkü herkesin kendi payına çıkartabileceği çok büyük dersler mevcuttu maçta.
Tabii anlayabilene...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder