Pazar gününden bu yana öyle çok şey yazıldı çizildi. Benim de yazacak çok şeyim var ama maalesef biraz geç kaldım. Fırsat yaratamadım ne yazık ki. Aslında yazacağım ya da söyleyecek farklı bir şeyim yok. Ama değinilecek çok şey var. Ufaktan başlayalım sonra toparlarız.
Real Madrid maçı göz önüne alındığında bir çok oyuncunun kesik yiyeceğini ve sürpriz bir kadroyla Beşiktaş derbisine çıkılacağını düşünüyorduk hepimiz. Fakat sadece defans kurgusunda oynamalar yapan imparator tahmin ettiğimiz üzere Eboue'yi keserek sağ beke Sabri'yi yerleştirmiş, Semih'in yanında Gökhan'ı beklerken sanırım nispeten daha hızlı Dany'i tercih edilmişti. Solda ise Riera yerine Hakan Balta'yla tercihi kullanılmış. Orta saha kurgusunu Melo-Selçuk-Engin ve Sneijder olarak sahaya süren Fatih Terim ileri uçta ise Drogba-Burak ikilisinden vazgeçmedi.
Yine aynı şeyleri yazacağım ama artık her geçen hafta bu sorun kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Nedir bu sorun? Selçuk-Sneijder ikilisi aynı anda sahada olunca kanatlarımız işlemiyor. Nitekim yine Hakan Balta sol tarafta tek başına mücadele etmek zorunda kaldı. Yediğimiz gol yine o kanattaki organizasyondan geldi. Maç boyunca Beşiktaş hep solumuzdan geldi. Çünkü o kanattaki boşluk o kadar belli ki. Sneijder oraya koşmuyor, Melo-Selçuk o kanadı toparlamaya çalışsa da çok da verimli oldukları söylenemez.
Defansta bu sorunla uğraşırken, hücum ederken yine kanat sıkıntısı yüzünden sürekli suretle topu Drogba'ya şişiren, Drogba'nın indireceği toplarla gol arayan bir takım görüntüsüne büründük. Yan top gelmeyince ortadan skor bulmaya çalıştık ama Burak 2 net pozisyonu öyle kolay harcadı ki tanımayan birine bu adam son 2 sezonun gol kralı deseniz hangi kameraya el sallayayım derdi herhalde.
Ama ne zaman Bruma girdi işler değişti. Evet bu çocuk takımı ileri taşıyor. Bu çok net. Topu ayağına alınca rakibin üzerine giden ve hızıyla defansın çekindiği bir isim haline geliyor yavaş yavaş. Bu çekinceden ötürü de bekler çok da rahat hücuma katılamıyor. Bruma ilk 11'e göz kırpmaya başladı sanırım yada rakip iyice yorulduktan sonra tercih edilen bir oyuncu haline de dönebilir.
Maçtan önce dediğim gibi pres bizi bozan bir oyun. Nitekim Beşiktaş iyi pres yaptığı noktalarda kaptığı toplarla çok net pozisyonlar buldu. Fernandes'in kaçırdığı, Almeida'nın golün hemen arkasından yakalığı pozisyon en ciddileri. Bunlar gol olsa ne hakem kalır itiraz edilecek ne olay çıkar maçın sonunda. İkinci yarıdaki oyunlara bakıldığında roller tamamen değişmiş görünüyordu. Beşiktaş'ın ilk yarıdaki oyunundan eser yoktu ama takımımız maçı çevirmek için her şeyini ortaya koymak için çıktığı apaçık belliydi. Nitekim öyle oldu ve büyük maçların adamı olan Drogba çıktı sahneye. Tıpkı Süper Kupa Finali'nde Fenerbahçe'yi yıktığı gibi Beşiktaş'ı da attığı 2 golle yıktı ve olası bir 9 puanlık farkı 3 puana indirdi.
Tartışmalı Pozisyonlar
Maçtan sonra dikkat ettim de bir çok pozisyon konuşulmadı bile. Şunu söylemem gerek Selçuk bir çok pozisyonda ilk darbede kendini yere bıraktı ve faulleri aldı. Sanki bu dün gece peydah olmuş bir şey gibi gösteriliyor. Teknik kapasitesi yüksek oyuncular bu tip pozisyonlarda topu saklayarak faul alırlar. Dönüp geriye bakıldığında bunu en iyi yapan futbolcu Alex'ti. Yıllarca yaptı. Ceza alanı etrafında topu saklayıp faulu alır golü atardı. Keza Delgado da kaleye yakın yerlerde bu tip faulleri ustalıkla alan bir oyuncuydu. Diğer yandan şu elle oynama pozisyonlarını bir türlü anlayamıyorum ben. Herkes Burak elle topu önüne aldı diyor. Burak'ın kolu yerinden bile oynamıyor. Eliyle önüne doğru hareket yapsa anlarım ama top koluna çarpıp önüne düşüyor ve devamında gol oluyor. Ee peki bu pozisyon elle oynamaysa Escude'nin ki ne. Bana göre ikisi de elle oynama değil ama Escude'nin de eli topa gitmiyor çarpıyor ama bence aynı pozisyon. Bir de Drogba'nın zıpladıktan sonra koluna çarpan topa da el verildi. Ne yapacak futbolcular elleri vücuduna yapışık mı zıplayacaklar. Fizyolojik olarak bu ne kadar mümkün anlayamadım.
Bruma'nın Drogba'ya attırdığı golde faul var diyen varsa el insaf derim. Bence iğneyi kendinize çuvaldızı başkasına batırın. Karşında hızlı bir oyuncu var. Hala o topun dışarı çıkması için debeleniyorsan, topu taca atmıyorsun geçmiş olsun.
Gelelim Motta'ya. Sabri'ye çift dalıp, makasa alıyor neymiş topa dokunmuş. Topa dokunduktan sonra her şey mübah ise kontrolsüz giriş diye bir şey olmamalı. Bir de topu Muslera kontrol ettikten sonra çok rahat bir şekilde duracağı yerde gidip Muslera'ya omuz atmak neyin nesi? Muslera'nın suçu kendini yere atmaması mı? Hani kalecinin ceza sahası içinde dokunulmazlığı vardı. Topu taca atıyor Muslera, rakip takım topu bize vermesi gerekirken hücuma geçiyor. Melo faul yapınca günah keçisi. Kırmızı kart gördü mü gördü. (Ki Motta ne kadar masumsa Melo'da en az o kadar masumdur gözümde.) Serbest atış kullanılsa belki de 2-2 bitecek maç ama kıyamet koptu.
Zaman Geçirmek
Ben şu zaman geçirme olayını da oldum olası sevmemişimdir. Ama maalesef profesyonelliğin gerektirdiği takdirde diye bir kulp uydurulmuş, yere yatan kalkmıyor, kaleciler aut vuruşlarını yapmıyor, en ufak temasta top taca atılıyor vs. vs. Buna bir çözüm bulunması gerekli. Art niyetli yapıldığı ayan beyan ortada olan durumlara müdahale edilmeli. Yoksa zaten her şeyden tahrik olan bir millet olarak yakında daha vahim sonuçlarla karşılaşabiliriz.
Sahaya Girmek!!!
Bu konuya uzun uzun değinmeyeceğim. Çünkü benim de burnuma pis kokular geliyor. Ama önceki olayları da göz önüne alırsak sahaya girmek neyi değiştirdi, neyi değiştirecek çok merak ediyorum.
Toparlayacak olursak sadece futbola bakıldığında takımımız gerekli reaksiyonu göstererek maçı çevirmeyi başardı. Hafta içi Şampiyonlar Ligi maçımız da yok. Cumartesi günü Çaykur Rizespor'a karşı alınacak galibiyetle iyice kendimize geleceğimizi düşünüyorum. Ritmimizi bulduktan sonra ise her zaman ki Galatasaray'ı izleyeceğimizi umuyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder