Ligin ilk haftasındaki galibiyetten bu yana olaylı Beşiktaş maçını saymazsak dördüncü beraberliğimizi aldık dün akşam. Her beraberlik sonrası ise teselliyi ya "zorlu deplasmandı" ya da "çok pozisyona girdik atamadık" yaftasına bağladık. Tıpkı dün akşam ki Rizespor maçından sonra yine "çok pozisyona girdik" deyip duruyoruz. Ama futbol en fazla kim pozisyona girecek diye oynana bir oyun değil. O topu 3 direğin arasından geçirebilmek amaç. İşte bu sezon maalesef biz bunu yapmakta oldukça zorlanıyoruz.
Geçtiğimiz hafta derbiyi kazanan kadro çıktı sahaya. Tek değişiklik cezalı Melo yerine beklenilenin aksine Yekta yerine Bruma tercihi olmuş. Sahaya diziliş bir yana oyun içersinden Burak zaman zaman kenar çizgilere yakın oynadı fakat pek verimli olamadı. Kaçırdığı goller ise evlere şenlik. Burak'ın bu sezon oynadığı maçlarda gol kaçırmalarını özgüven eksikliğine bağlıyorlar. Bence tam tersi. Son 2 sezonda öyle goller attı ki bu sezon da girdiği pozisyonları tabiri caizse leblebi gibi atacağını sandığından büyük bir özgüvenle rahat vuruşlar yapıyor ve doğal olarak kaçırıyor. Bu hem kendine hem de takıma büyük zarar veriyor. Yakın zamanda kendisini toparlaması lazım yoksa kesik yemesi muhtemeldir. (Hiç istemesek de)
Bruma'nın ilk 11'de sahaya çıkması takımı hücum ağırlıklı düşünmeye ve oynamaya zorluyor. Bu da pozisyon üretmeyi sağlıyor. Bruma topu aldığı zaman sahayı dikine katetmeyi düşünen ve takımı ileri taşıyan bir oyuncu. Rahat adam geçmesi ve bence en önemli özelliği olan yerinde çalım yerinde pas ilkesini çok doğru yapan ve özellikle kaybettiği toplarda geri dönüp, basıp topu tekrar kazanması muazzam. Bu çocukta neden bu kadar ısrar edildiğini şimdi daha iyi anlıyor insanlar. Fakat ceza alanı içerisindeki gol vuruşlarında büyük eksiği var. İlk yarıda 3 tane net pozisyonu cömertçe harcamasını artık gençliğine mi tecrübesizliğine mi bağlamalı bilinmez ama ilerisi parlak.
Rizespor tam bir Anadolu takımı taktiğiyle çıkmış sahaya. Kapanalım, kontratakla gol buluruz taktiğiyle oynadılar. Sadece ikinci yarı özellikle golü bulana kadar epey bir baskı kurdular, bizimkiler de bu baskıyı beklemiyorlardı sanırım toparlanana kadar golü yedik. Yediğimiz gol de yıllardır hastalığımız olan ve bir türlü tedavisini yapamadığımız kornerden gelen ve ön direkten vurulan kafayla yedik. (Gerçi Melo olsa farklı olabilirdi. Ön direkten genelde Melo ve Drogba uzaklaştırıyor topları.)
Teknik heyetin Sneijder ısrarı devam ediyor maalesef. Selçuk-Sneijder birlikteliği bir türlü uyum sorununu aşamadı. Akhisar maçında Selçuk'un cezası nedeniyle oynamayacak olması Sneijder için büyük şans. İşte o maçta gerçek kararımızı verebileceğiz sanırım. Bu arada Selçuk'un gördüğü her iki kart da doğruydu. Tartışmaya bile gerek yok.
Son olarak haftaiçinde taraftarı gaza getirip, yönetime karşı doldurmaya çalışanların elleri boş kaldı. Taraftar Fatih Terim'e yapılan haksızlığa karşı sessiz kalmadı fakat bölünmeler de yaşanmadı. Yerli yerinde yapılan protestolarla takıma olan güvenlerini tam olarak hissetirebildiler bence. Selçuk kırmızı gördükten sonra sahadan çıkarken tribünlerin moral vermek için alkışlaması, Burak'ın o kadar gol kaçırmasına rağmen oyuncu değişikliğinde alkışlanması bunlara örnektir. En önemlisi de taraftar artık Drogba'nın serbest atış kullanmasından bıkmış olmalı ki takım serbest vuruş kazandığında bütün tribünler tek bir ağızdan "Selçuk, Selçuk, Selçuk" diye bağırdı.
Bu maçta da berabere kaldık. Tesellimiz yine bol pozisyona girmemiz, Bruma'nın harika performansı ve ilerisi için çok büyük umutlar vaadetmesi oldu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder