5 Nisan 2013 Cuma

Elimiz Boş, Gönlümüz Hoş...


Maçın üzerinden 2 gün geçti, takım İstanbul'a döndü ve hatta Mersin İdman Yurdu maçı hazırlıklarına başladı ama ben hala Real Madrid maçı sonrası yazımı ancak yazabiliyorum. Bunun sebebi tabii ki tembellik değil tam tersi yorgunluk. Zannetmeyin ki Madrid'e gidip maçı yerinde izledim de ancak döndük, dinlendim de ancak fırsat buluyorum yazmaya. Keşke öyle olsaydı. Ama değil tabii ki. Maçın bitimiyle eve geç gitme, 3-4 saatlik uykuyla işe gelme ve akşamında eve enerjinin tamamını tüketmiş olarak dönmek insanda uyku hali yapıyor maalesef ve yazıyı ancak yazabiliyorum.

Aslında maç sonrasında hemen bir şeyler yazamamakta iyi oldu bir bakıma. O adrenalinle doğru tespitler yapamayabiliyor insan. Ama maç esnasında gözüme çarpanları, maç sonunda gazete sütunlarında, Fatih Hoca'nın basın toplantısında ve arkadaş çevremde çokça rastladım. Herkesin ağız birliği yapmışcasına hakemin kötü yönetimi ağırlıklı eleştiriler yapması tesadüf olmasagerek. Bende görüşlerime buradan başlamak istiyorum.

Hakem Rezaleti


Maçın adı Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali, Real Madrid - Galatasaray. Yani artık takımlar bir noktaya gelmiş, rakiplerini elemiş ve Avrupa'nın 1 numaralı kupasında son 8 takım kalmış. Bu maçlara atanan hakemler de bu maçların isimleri kadar büyük olmalı. Bu yükün altında ezilebilecek hakemler olmamalı. En sevmediğim şeyi yapıyorum aslına bakarsanız şu anda. Hakem şöyle yaptı da, böyle yaptı da bilmem ne. Hatta bir yazımda "hakem hatasından gol yiyorsa 2 tane atacaksın ve söküp koparacaksın maçı" demiştim. Yine o sözümü savunuyorum ama bunu Avrupa'nın büyük takımlarına karşı yapmak her babayiğidin harcı değil maalesef. 

Dönelim yukarıda fotoğrafını da koyduğum tartışmalı 2 penaltı pozisyonuna. Maç daha 1-0 iken altıpas önünde karambolde top Khedira-Essien arasında. Khedira topa eliyle dokunuyor ve bu bir penaltı. Net. Ama empati yaptığımda diyorum ki karambolde görememiş olabilir. Orada bir karmaşa bir şeyler oluyor ve devam ettiriyor. Hadi çizgi hakemi de görmedi. Görmedi oğlu görmedi. Verilmemesini bu yönden bakınca anlayışla karşılarım, ama verse kimse kalkıpta "bu da penaltı mı?" diyemezdi. Burak'ın pozisyonunu doğrusu ben de önce "atma be oğlum kendini yere" dedim. Ama Ramos'un Burak'ın ayağına bastığını  tekrarı izlediğimde farkettim. Fotoğrafta da görünüyor zaten. Hadi bunda da empati yapıyorum, taraflı bakıyorum, objektif bakıyorum nereden bakarsam bakayım tek sonucu görüyorum. Eğer sen bu çeyrek finali yönetiyorsan o ayağa basmayı kaçırmayacaksın arkadaş. Çalacaksın düdüğünü vereceksin penaltıyı. He her penaltı gol olacak değil tabii ki. Belki iki penaltıyı da verse bu seferde biz kaçıracaktık. Ama sen ver, atlama penaltıyı varsın olsun bizim çocuklar kaçırsın içim yanmaz. Bir kritik kararda yediğimiz 3'üncü gol öncesinde ortaya çıktı. Ramos kontrolsüz bir şekilde topa giriyor ama faul Drogba'ya çalınıyor. Duran top ve 3'üncü golü kalemizde görüyoruz. 

Maç içerisinde hakem genelde takdir hakkını hep Real Madrid'ten yana kullandı zaten. Selçuk, Mesut'tan topu çalıyor, Mesut kendini yere bırakıyor hemen düdük. Yine bir duran top ve yine tehlike. Ancak son 10 dakikada kartlarını Real Madrid aleyhinde kullanmaya başladı hakem. Maç olmuş 3-0, maç boyunca sertliğe izin verip tutarsız kararlar vermişsin son 10 dakikada kartlarını kullanmaya başlıyorsun. Xabi Alonso'nun cezalı olması bizim için bir artı değil, Madrid için bir artı aslında. Cezasını yine bizim maçta çekecek ve yüksek ihtimalle çıkacakları yarı final ilk maçında sahada olacak. Netice itibariyle bunlar maalesef bahane değil ama hakemin de maça ve skora doğrudan etki ettiği su götürmez bir gerçek. Hatta İspanyol basını "İlk yarıda Galatasaray atamadı, ikinci yarıda hakem attırmadı" başlıkları attılar. Sonuç ortada.

İşin hakem kısmı böyleydi. Şimdi gelelim öz eleştiriye.

Kendi Oyununu Oynayan Bir Galatasaray


Beklenen kadroyla çıktı Fatih Hoca sahaya. Fakat çok tutuk başladık. Temkinli olalım derken, neredeyse 3-4 pası üst üste yapamadık bir ara. Sonra toparlandık ama 9'uncu dakikada golü yemek moralimizi iyice düşürdü. Neredeyse 1-0 mağlup başlamışız gibi oldu. Real Madrid'in bütün özelliklerini bilmemize rağmen tek sorunumuz ne zaman ne yapacaklarını kestiremeyişimiz oldu. Çünkü öyle hızlı çıkıyorlar ki atağa defans oyuncuları arkadan hızla gelen oyuncuların peşinden koşarken topla gelen oyuncu bir anda boşta kalabiliyor. Xabi Alonso, Mesut, Di Maria ve Ronaldo orta sahasını düşününce ne yapacaklarını kestirmek kolay olmuyor doğal olarak. Ama Eboue'nin ilk iki golde yaptığı hatalar beni hayal kırıklığına uğrattı. Dany gecenin en iyisiydi diyebiliriz. Bu tarz maçları gerçekten de çok iyi oynuyor. Riera'nın kanat yine alarm verdi. Sanırım yazın takviye yapılacak ilk mevki orası olacak gibi. Çok rahat geliyorlar o kanattan ve çok rahat orta yapıyorlar. Keza ikinci golü de yine o kanattan yapılan ortayla yedik.

Orta Saha Nerede?


Hamit-Melo-Selçuk-Sneijder orta sahası üretken değildi maalesef. Hamit'in yaptığı pas hatalarını hayretler içerisinde izledim. Melo'nun saman alevi gibi parlayıp sönmeleri de işe yaramadı. Boş alanlar bulunca dikine çok iyi çıkışlar yaptı ama isabetsiz şutları ve yanlış pas tercihleri kötü görünmesine neden oldu. Sneijder'in de Melo'dan aşağı kalır bir yanı yoktu açıkçası. Beklentilerin çok altında bir performans sergiledi ve takıma neredeyse katkı sağlayamadı. Zaten Fatih Hoca'da sanırım bu yüzden ikinci yarıya onunla başlamadı. Selçuk yine bildiğimiz Selçuk. Geriye de geldi, top çaldı, pas dağıttı, 1-2 şu denemesi de yaptı ama etrafındakiler kötü olunca tek başına o da etkisiz kaldı maalesef.

Burak Kayıplarda


Gol makinemiz, gol umudumuz Ramos-Varane ikilisi arasında kaybolup gitti. Penaltı pozisyonunun dışında pek gözükmedi ve oldukça etkisizdi. Drogba'yı şöyle değerlendiriyorum. Girdiği pozisyonları harcaması ve 87. dakikadaki frikiği kullanması bence şimdiye kadarki en kötü performansıydı. İyi niyetli olarak çok mücadele etti, top indirdi, top aldı verdi ama kaçırdığı pozisyonlar ne adına ne de kalitesine yakıştı. Bizim Drogba'yı almamızdaki sebep zaten bu tür pozisyonları gol yapma becerisi. Hele ki çeyrek finalda Real Madrid gibi bir deve karşı oynuyorsan pozisyon harcama gibi bir lüksün yok. Drogba gibi Eboue'de çok net bir pozisyonu harcayınca elimiz boş gönlümüz hoş döndük maalesef İstanbul'a.


Fatih Hoca'nın Tercihleri


Dediğim gibi beklenen 11 çıktı sahaya. Maça tutuk başlamak, arkasından golü yemek kurgumuzu biraz bozdu sanki. Girilen pozisyonlarında cömertçe harcanması ve soyunma odasına 2-0 girince ikinci yarıya hamleyle başladı Fatih Terim. İlk bakışta saçma gibi gözüken Sneijder - Gökhan Zan değişikliği aslında akılcı bir değişiklikti. PES veya FIFA oynayanlar LWB-RWB mevkisini iyi bilirler. İleriye dönük sağ ve sol bek anlamına gelir. Yani Eboue ve Riera'yı bu pozisyona aldı. Dany-Gökhan-Semih kurgusunu monte eden Fatih Hoca, sağ ve sol beklerde oynayan Eboue ve Riera'nın ileri çıkışlarını da rahatlattı bir nebze. Çünkü ileri çıkıp atak yediğimizde geri dönüşlerde zorlanmaları pozisyon vermemize neden oluyordu. Oraya böyle bir çözüm üretti. En azından 1 gol bulma ümidiyle Amrabat ve Umut'u da oyuna alarak ellerindeki tüm kozları kullanmış oldu İmparator. 

Rövanş Değil, Prestij...


Son hamleleri 1 gol bulma yolunda da olsa, golü bulamayıp 3-0 gibi bir skorla rövanşa çıkacak olmamız aslına bakılırsa prestij maçından öteye geçmeyecektir. O istediğimiz golü bulabilsek yani 3-1 gibi bir skorlar dönebilseydik, burada umutlanmamızı sağlayabilirdi. 

Gerçekçi olmak gerekirse gözünü kupaya dikmiş bir Real Madrid'e karşı 3-0 yada elemek için gereken skoru yakalayabilmek Fatih Hoca'nın da dediği gibi bir mucize. Ama futbolda mucizeler evet vardır. Hiç bir maç da oynanmadan kaybedilmez. Ama ne olursa olsun sezon başında gruplardan çıkmanın başarı kabul edileceği bir yerde çeyrek final oynamak ve belki de bu sene kupanın sahibi olacak olan Real Madrid'e elenmek beni üzmüyor. Aksine Real Madrid maçından sonra avuçlarım patlarcasına alkışlamamız gerektiğini düşünüyorum ve biliyorum ki o gün Ali Sami Yen Arena'ya gelecek 50.000 kişi bu sene yaşattıkları için tüm takımı ayakta alkışlayacaklardır. 

Çünkü, Aslolan GALATASARAY'dır.

Parantez Açmak Lazım



Futbolcuların seremonide ellerini kalplerine koymalarına ve taraftara parantez açmadan bitirmek istemiyorum. Deplasman maçlarındaki "Koy Elini Kalbine, Taraftarın Orada" sloganını gerçekleştirme adına yapılan bu hareket açıkçası benim çok hoşuma gidiyor. Bunu daha önce yapan takımlar var mı bilmiyorum ama bu gelenek haline gelirse çok anlamlı olur kanaatindeyim.


Taraftarımız yine muhteşemdi. Bu sene her deplasmana giden, bize ayrılan koltukların hepsini ve fazlasını dolduran yurtdışı maçlarına giden taraftarlarımızı alkışlamamak elde değil. Yaktıkları meşaleler bize ceza olarak döner mi bilinmez ama yine ilgi odağı oldukları aşikar.




1 yorum:

  1. Çok yerinde bir inceleme olmuş hocam. İyi özetlemişsiniz.

    Şu penaltı pozisyonlarını geçtim de hala 3. gol öncesinde çalınan faule anlam veremiyorum. Çok aklıma takıldı, hangi kafayla o pozisyonda bizim aleyhimize faul çaldığı. Hem de gözü önünde gerçekleşen bir pozisyondu.

    YanıtlaSil